Monday, September 21, 2009

İlyas Odman / “Bugün, hiçbir şey” İstanbul’da




Koreograf İlyas Odman’ın geçtiğimiz mayıs ayında İtalya’nın Floransa kentinde düzenlenen uluslararası FABBRİCAEUROPE Festivali’nde gösterim ve yapım desteği almaya hak kazanan ve ilk gösterimini aynı festivalde gerçekleştiren “Bugün, hiçbir şey…/ Oggi, niente…” adlı yeni çalışması 24 Ekim Cumartesi saat 19.00’da Talimhane Tiyatrosu’nda sergileniyor.

Kişinin ölüm gerçeğini ve onu takip eden yas sürecini konu edinen sahneleme, İtalyan yazar Cesare Pavese’nin “Yaşama Uğraşı” adıyla yayınlanan günlüğünden esinleniyor. Dansını nesneler, gelenekler ve anılar üzerine kuran dansçı İlyas Odman, sahnede geride bırakılmış ve kırılgan bir karakter kurguluyor. Videolarını İtalyan INFLUX.IT video art insiyatifinin müziklerini İngiliz Hana Koriech'in üstlendiği çalışma Fransa’daki “Türk Mevsimi” desteği ile gerçekleştirilen BODİG Festivali’nde sergilenecek.

Tuesday, July 28, 2009

“Biri ışıkları kapayabilir mi?” / RADİKAL 2 / 26.07.2009





« ah kimsenin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya… »
Gulten Akin



Genelde Akdeniz Kasabaları’ndaki yaşlılar, kasabalarının meydanlarında günün erken saatlerinde oturup nerdeyse tüm gün meydanda akan yaşamın değişik ritimlerdeki koşusunu izlerler. Onları anlamak için, kendi evinizin sokağa açılan penceresinin önüne oturup birkaç saat geçirmeyi göze alırsanız, sizinde bir parçası olduğunuz yaşamın hızının o yaşamı yaratan ve yaşayan insanlarca nasıl da giderek daha da arttırıldığını – gün be gün, saat be saat- hissetmeye başlarsınız. Hız, arttıkça anlamsızlaşıyor; anlamdan bağımsızlaşıyor, kendi başına yaşamın anlamsız amacı haline geliyor. Daha hızlı iletişebildiğimiz 3G sisteminde neden birbirimizle iletiştiğimizden çok anında, hemen, hızla iletişmemiz önem kazanıyor. Tüm chat kanalları ile yeni kişiler hayatlarımıza, bedenlerimize ani bir hızla girip çıkıyor. Hiçbir şey ya da hiç kimse iz bırakamıyor, birikemiyor. Hız ne leke tutuyor ne de pas, organik hiçbir şey ona artik karşı koyamıyor. İnsan da artik ona karşı koymuyor, sadece hızın ta kendisine dönüşüyor.

Yeni Metin Yeni Tiyatro projesi kapsamında gecen sene çevirisi ve okuma tiyatrosu gerçekleştirilen, Romen oyun yazarı Giannina Carbunariu tarafından yazılan ve Özen Yula tarafından yönetilen “Stop the Tempo!”, iste bu “push the tempo!” çığlıklarından yorulmuş üç gencin anlamı ve sükuneti hem kendi hayatlarına hem de bu hizla devinen yeni dünyaya geri çağırmaları hakkında bir oyun. Maria, Rolando ve Paulo…Yeni dünya düzeneğinin Yeni Romanya’sında – ki oyundan anladığımız kadarıyla bu Romanya’nın Yeni Türkiye’den pek bir farkı yoktur.- bu temponun altında ezilmiş üç genç…Bir kulüpte tesadüfen karşılaşırlar. Tahammülsüz, yorgun ve aidiyetsizdirler. Anlam için girdikleri her caba baksa bir yenilgi ile sonuçlanmıştır. Tanıştıkları gecenin sonunda kendilerini hızla yol alan bir arabada anlamsızca ve amaçsızca ilerlerken bulurlar. Sonra…dururlar. Bir kaza yaşanır ve kaza sonrası ucu birden arabanın içinde, karanlıkta donakalırlar. Hız, kesilir; dururlar, ışık kararır. Her turlu hızdan ve koşudan yorgun bu üç insani birbirine bağlayan budur. Karanlık ve durmak…Ölmeye ramak kala tekrar hatırlayacağımız ama her gün biraz daha görmemezlikten geldiğimiz bu karanlık, onlar için yeni bir yaşamın, anlamın ve amacın başlangıcı olur. Bu bilgiyi hızın mabetleri olan kulüpler, barlar, partiler ve sonra da sistemin her öğesi ile paylaşmaya başlarlar. Durdururlar ve karanlıkta bırakırlar. Ancak onları yasama döndüren “durma” bilgisi bu yeni dünya için korkutucu ve tehlikelidir.

Bağımsız bir proje olarak Romen Kültür Merkezi İstanbul tarafından destekle, her cumartesi Beyoğlu Mask Bar’da sahnelenen “Stop the Tempo” konu ettiği hızın simgelerinden biri olan bir barda tam da bu hızı sorguluyor, onunla dalga geçiyor. Vermek istediğini sadece Giannina Carbunariu’nin ciddi anlamda sağlam metnine dayanarak değil; o metnin mekanla, oyuncuların bedeniyle, seyirciye olan mesafe ile olan ilişkisini de kullanarak veriyor. Kendisinin de önemli bir oyun yazarı olmasının sağladığı avantajla Yula, seyircilerin metnin şiddetine inanmaya başladığı anda onları ters acıya yatırarak şiddetin nedeninin metnin sertliği değil, konu edinilen yaşamların / yaşamlarımızın şiddeti olduğu gerçeği ile bizi yalnız bırakıyor. Oyun bitip barın kendi müziği duyulmaya başladığında yaklaşık bir saat suren oyun sonrası artan gurultu ile baş başa kalıyoruz. Tüm bu anlamsızlaşmaya, boşalmaya, hızlanmaya “rağmen” devam etmeye gayret ettiğimiz yasamla barın dumanına, havalandırmasına, mimarisine “rağmen” devam eden oyun arasında bir benzerlik kuruyoruz. “Rağmen” hayatlara “rağmen” stop the tempo…Bu samimiyet, her şekilde projeye inandıkları ve kendilerini teslim ettikleri anlaşılan üç oyuncunun - Selin Zafertepe, Sanem Oge, Sezgi Mengi – bedenlerinden de seyirciye geçiyor. Her an skeçleşebilecek ve ya anlamsızca şiddetlenebilecek olan oyun, oyuncuların kontrolleri sayesinde hiçbir zaman temposunu yitirmiyor.

Oyun alanının dışında Taksim’in cumartesi gecesi… Caddenin üzerinde bedenler ilerliyor. Asla karanlıkta durmadan ışıklı mekânlara sığınıyorlar, gözleri kamaştıran kesif ve suni bir aydınlıkta her şey. Arda kalanları beklemeden… Hiçbir şey biriktirmeden… Kimse durup sokağı izlemiyor.

Wednesday, July 1, 2009

oggi niente on stage 2





Friday, May 29, 2009

oggi niente on stage










Tuesday, May 12, 2009

"today, nothing...Ilyas Odman / INFLUX" premiere in Fabbrica Europa at 15th May



Please scroll down for Englisch!
“oggi, niente…” / “today, nothing…” / “bugun, hicbir sey…”
ilyas odman / INFLUX
hikaye anlatmak ve hikayeye dönüşmek hakkında bir performans
www.ilyas-odman.blogspot.com / www.influx.it

FABBRICA EUROPA 09
15 / 16 May 22.00
Officina Giovani Prato
www.ffeac.org

Moving_Movimento, a project by Fabbrica Europa, Santarcangelo dei Teatri, Cantieri Culturali di Prato, Giardino Chiuso/ Teatro dei Leggieri, San Gimignano, Movi|mentale, Interno 5, CDTM, Napoli, Fondazione Teatro Vittorio Emanuele, Noto programi produksiyonu ile gerçekleştirilmiştir.


koreografi_ilyas odman
performans_ilyas odman
video art & live video_INFLUX
muzik_
orijinal muzik_hana koriech
istanbul hatirasi_sezen aksu
isik tasarimi_ilyas odman_emrah keskin
sahne tasarimi_ilyas odman
tekst_ilyas odman Cesare Pavese’nin “Yasama Ugrasi” adli gunlugunden esinlenerek
fotograf_aynur yıldırım
afis tasarim_serkan çalışkan
produksiyon asistani_mariola valls blanco


“…simdi önce size bir ciftin hikâyesi / OLACAĞIM / … sonra o ciftin hikayesini / ANLATACAĞIM /… ve en sonunda size o ciftin / ŞARKISINI SÖYLEYECEĞİM /…Hikayeyi iyi dinleyin ve unutmama izin vermeyin!”
akistan

Türkiye’de; ölenin ayakkabılarını bir fakirin onları almaları için kapıya bırakılması geleneği bana hep ölenin adımlarının başka birini ayaklarında dünyayı gezmeye devam ettiğine inanmak isteğimizi hatırlatır.
.

"oggi, niente…” / “today, nothing…” / “bugun, hicbir sey…”
ilyas odman / INFLUX
a performance about being a story & telling a story
www.ilyas-odman.blogspot.com / www.influx.it

FABBRICA EUROPA 09
15 / 16 May 22.00
Officina Giovani Prato
www.ffeac.org

Realised within the program Moving_Movimento, a project by Fabbrica Europa, Santarcangelo dei Teatri, Cantieri Culturali di Prato, Giardino Chiuso/ Teatro dei Leggieri, San Gimignano, Movi|mentale, Interno 5, CDTM, Napoli, Fondazione Teatro Vittorio Emanuele, Noto

choreography_ilyas odman
performance_ilyas odman
video art & live video_INFLUX
music_
original score_hana koriech
istanbul hatirasi_sezen aksu
light design_ilyas odman_emrah keskin
stage design_ilyas odman
text_ilyas odman inspired from the diary “il mestiere de viviere” by Cesare
Pavese
photos_aynur yıldırım
affiche design_serkan çalışkan
production assistant_mariola valls blanco


“…now I am going to / BE / a story of a couple…then I will / TELL / you the story of this couple…and at the end I am going to / SING /the song of this couple in my own language…Listen to that story carefully and do not let me / FORGET /!”
from the synopsis

In Turkey, there is a tradition. When somebody dies, the relatives leave a pair of the deceased’s shoes in front the door of their house, so that a poor person may take them and use them. What I sense from this tradition is that the relatives feel their lost one lives on and is still walking this earth through somebody else’s feet and footsteps. The ghost of the dead beloved one’s steps…

"oggi,niente..." by aynur yildirim




Monday, April 13, 2009

tired photos by david seguin



Tuesday, March 10, 2009

yorgun by neslihan basak






Monday, March 2, 2009

Yeni koreografi “Oggi, niennte” İtalya’da üretiliyor.

İlyas Odman, İtalya’nın önemli çağdaş sahneleme organizasyonlarından biri olan ve altı farklı şehirdeki altı bağımsız sahnenin kurduğu kollektif yapıyla işleyen “FONDAZIONE FABBRICA EUROPA” tarafından dört senedir gerçekleştirilen ve bu sene yüz altı başvurunun değerlendirilmeye alındığı çağdaş dans üretim projesi “MOVING_movimento” kapsamında seçilen üç isimden biri oldu. İlyas Odman’ın dışında Belçika – Brüksel’den Andrea Fagarazzi & I-Chen Zuffellato ve İtalya’dan Antonio Montanile’ın seçildiği projenin ana amacı; olası yeni çağdaş dans üretim ve sunum bi,çimleri hakkında uzun soluklu bir laboratuar ortamı yaratmak ve bu ortamın sonuçlarını FONDAZIONE FABBRICA EUROPA üyesi altı mekanın sahne alanlarında düzenli olarak seyirci ile paylaşmak.



Nisan ve Mayıs ayları kapsamında Katanya ve Floransa’da gerçekleşecek rezidans kapsamında sanatçılar, içinde bulundukları kurumların onlara sağladığı teknik imkanlar ve prodüksiyon desteği ile en az kırk beş dakikalık performanslarını oluşturacaklar ve Haziran ayı içersinde Napoli, Katanya, Floransa, Roma, Napoli ve Torino’daki sahnelerde bu performanslarını seyirciyle paylaşacaklar.
İlyas Odman’ın üreteceği “Bugün, hiçbirşey.../ Oggi, niente” adlı tek kişilik performans koreografin daha önceki işlerinde de deneyimlediği metin, karakter ve otobiyografik malzeme arasındaki ilişkiler üzerine bir çalışma olacak. İtalyan yazar Cesare Pavese’nin “Yaşama Uğraşı / Il mestiere de viviere” adındaki günlüğünün içindeki zaman, döngüsellik ve sıkışmışlık kavramları üzerinde yoğunlaşan çalışma İtalyan sanatçı Tino Frazziana’nın sahne tasarımı içine yerleştirilecek ve ilk gösterimini Mayıs ayı sonunda Floransa’daki kültür merkezi Cantieri Culturali’de gerçekleştirecek.


Daha fazla bilgi için: http://www.ffeac.org

Sunday, March 1, 2009

solitute in milan / loneliness is my main material








Thursday, February 26, 2009

13.Ankara Tiyatro Festivali "Yorgun" temsili






Friday, February 13, 2009

« YORGUN » Exister kapsaminda Milano'da…


« YORGUN » Exister kapsaminda Milano'da…
İlk gösterimini 2006 yılında 0090 Kunstenfestival kapsamında Belçika – Antwerp'de gerçekleştirdikten sonra İtalya, Portekiz, Makedonya gibi ulkelerde ve yerel sahnelerde halen oynayan "YORGUN", yenilenmiş ses ve ışık tasarımı ile Milano Exixter Çağdaş Dans Festivali'nde gösterilecek. Programasyonu Fondazione Teatro Vittorio Emanuele'in sanat yönetmeni Corrado Russo tarafından gerçekleştirilen festivalin diğer katılımcıları arasında Ultima Vez, Deja Done gibi önemli isimler yer almakta. Çağdaş dansı alışıldık sahne mekânlarının dışına taşıma amacı güden festivalde « YORGUN » normalde klasik müzik konserleri için tasarlanmış 600 kişilik Palazzina Liberty Salonu'nun içine yerleştirilecek ve mekân temsil için dönüştürülecek. 20 Şubat günü gerçekleşecek temsil sonrasında koreograf İlyas Odman 21 Şubat günü İtalyan koreograflarla "Otobiyografiden karaktere, karakterden harekete" başlıklı bir atölye çalışması gerçekleştirecek.

Ayrıntılı bilgi için: www.exister.it

Saturday, February 7, 2009

yorgun by serkan çalışkan




Ressam Serkan Çalışkan'ın "Yorgun" gösterimi için gerçekleştirdiği çalışmalar

Saturday, January 10, 2009

"KEDİtatooM" Fransız Kültür Merkezi'nde


KEDİtatooM

“ben” hakkında iki solo

İlyas Odman dans ve hareket projesi

06 Şubat Cuma saat 20.30

Fransız Kültür Merkezi

“…boynu kırık bir kediydi, oğlan çocukları tekmelemişti sanırım. veteriner” fazla yaşamaz” dedi…ama yaşadı.Biraz garip bir hayvandı, hep pencereden bakardı. Ölmeye karar verdiğinde gitti, bir yerde sessiz sedasız öldü.”


“ben” hakkında iki solo kapsamında koreograf ilki Roma / The Theatre Vittorio Emanuele” ortak yapımı ile 2008 Kasım ayı boyunca İtalya / Catania’da gerçekleştirilecek olan “artist in residency” programında tamamlanmış, açık provaları İspanya Zaragosa Expo 2008, İspanya Huarte Contemporary Art Center “As all these happen…” sergisi kapsamında gerçekleşmiş olan “Rhizome / Pussycat” ve daha önce Makedonya, Portekiz ve Belçika’da sergilenmiş olan “Yorgun II”nin yeni versiyonu olan “Copycat”in seyirciye sunacak

“Rhizome/ Pussycat”

The Theatre Vittorio Emanuele Italy ile ortak yapım

Hareket Tasarımı: İlyas Odman

Kavramsal Tasarım: İlyas Odmanı

Performans: :İlyas Odman

Kostüm Tasarım: Hande Minetoğlu

Ses Tasarım: Hana Koriech

Işık Tasarım: Metin Çelebi

Süre: 39’’

Rhizome: Kök - sap

Ayrıkotu: Bir bitki ama ağaç değil, bir noktası başka her hangi bir noktasıyla bağıntılaşabilecek, heterojen, çoğul, sapıyla uzayan, kökünü saptıran, uçsuz bir zeminde durmaksızın kayan yersiz yurtsuz bir bitki…”Bir köksap ne başlar ne de biter. O hep ortadadır, “şey”lerin arasında… bir ara varlık… İntermezzo…(Orta yer artık ortalama anlamına gelmez. Tersine nesnelerin hız kazandığı bir alan olup çıkar. Şeylerin arasında, bir yerden bir başkasına giden, yeri saptanabilen bir ilişki türü değildir. Bir sarkaç salınımıdır, bir o yana bir bu yana süregelen bir hareket… Başı sonu olmayan, kıyılarından taşan ve ortasında her zaman daha hızlı coşan bir akarsu…

Delleuze – Guattari, Mille Plateaux, sf 36-37

İnsan bedeni, anlamını ona bakanın bakışı ile bulan, bakan ve bakanın durduğu yer / zaman değiştikçe anlamını yitiren ve yeni(den) bir anlam kazanan imge, mülk, boyut… Bedene eklenen her yeni malzeme ile bir başka bedeni çağrıştıran ama tam olarak ona dönüşmeyen bir ara alan bir intermezzo… Rhizome, köşeye atılmış, kendini “odak” olmaktan kurtarmaya çabalamış, köşeyi kendine tercih etmiş bir “erkek” bedenin bu hale düştüğü mü yoksa düşürüldüğü mü hakkında mekana yerleştirilmeli bir sahne çalışmasıdır. “Zaman” kavramı ile tek ama geçerli bağıntısı, sahne zamanını bir zaman olarak değil bir mekan olarak kullanmasıdır. Odakta olan bir bedeni izlemeye göre kurgulanmış sahne algısı yerine, hem mekanın hem de sahne zamanının köşe alanlarına sıkışmaya çalışan “dişi” bir erkek bedeni…

“Copycat”

Hareket Tasarımı: İlyas Odman

Kavramsal Tasarım: İlyas Odman

Performans: :İlyas Odman

Ses Tasarım: Bahadır Dilbaz

Işık Tasarım: Metin Çelebi

Süre: 16’’

“Copycat” sendromu

Sürekli izlenilen, takip edilen bir kişinin hareketlerini herhangi bir amaç gütmeden, takıntılı bir şekilde taklit etmeye başlama; arzulanan kişiye onu taklit ederek dönüşme amacı gütme

Mc Cournick Psikoloji Sözlüğü s. 107

birşey kendini niye köşeye atar / neden / ... /hareket sensorlu bir scannerın gözünde "yok" olacak kadar UZUN süredir köşede, hareketsiz yatıyordu... / BİR CESSED bileevet bir cESSEd bile daha çok kıpırdar... / kuş uçmuyor köşede... / neden bu kadar hareketsiz duruyor.... / onu en son ne hareket ettirdi

..ondan sonra bir daha hareket etmedi... / etmedi mi...edemedi mi... / orada duruyor köşede.... / onu biri mi fırlattı / kendini mi düşmeye karar verdi.. / karar var mıydı / yoksa bir kaza mı / ya da bilinç aranmalı mı....

Bir cessed bile daha yaşam dolu... / ..neden duruyor... / neden kıpırdamıyor / herşey yolunda mı... / neredeyse bişiyin cebinden düşmüş biri / ..neredeyse birinin / cebinden düşmüş bişi....

köşede hareketsiz yatanları umursayın... / durgunluklarının / ardında son büyük ve FATAL bir hareketlilik var....DI....

Thursday, January 8, 2009

"düğüm teorisi" hakkında

In time,
No one will remember our work
Our life will pass like the traces of a cloud
And be scattered like
Mist that is chased by the
Rays of the sun
For our time is the passing of a shadow
And our lives will run like
Sparks through the stubble. I place a delphinium, Blue, upon your grave
Derek Jarman’ın “Blue” filminden

Sinemanın yeni dahilerinden Gondry, basitten de basit fikirleri neredeyse bir kuyumcu gibi incelikle işleyerek bize sinemanın özünde bir teknoloji oyunu değil, bir kurgu oyunu olduğunu hatırlatmıştı. “Eternal Sunshine of Spotless Mind” filminde bir ilişkiyi var eden tüm o anların; birbirleriyle bağlandıklarında bambaşka anlamlar üreten ve her yeni anda anlamlarını yeni bir anlam edinmek için kaybeden anların biricilikliğini neredeyse Walter Benjamin’in hayaleti eşliğinde anlatmıştı. Anlar, anlamlar, anılar…Her ne kadar ilişkiyi paylaştığımız insanla ortaklaşa üretsek de anlamlarını kendi içimizde, kendi tekilliğimizde bulduğumuz ve onları paylaşanlardan biri tarafından kendi ürettiği anlamlar ötekine bastırıldığı durumda o ilişkinin korkunç bir tutukluluğa dönüşmesine sebep olan “anlar” üzerine kurgulanmış ve hem minimal seçimleri hem de sahnede yarattığı insanî içtenliği ile Gondry’nin çalışmalarını anımsatan bir sahne işi izledik bodig kapsamında. Konsept ve koreografisi Güneş Çağlar ile birlikte Beliz Demircioğlu Cihandide tarafından, dramaturjisi Aylin Kalem tarafından gerçekleştirilen “Düğüm teorisi”, bir ilişkinin hangi noktada “birbirlerine daha yakın durmak isteyen iki insana bu imkanı sağlayan olanak” ya da “gereğinden fazla karışmış ve kendi varlıklarını unutmuş iki uzantının çözmesi gereken sorun yığını” olduğunu değişik disiplinleri kullanarak öykülüyordu.
Gösterim, her ne kadar bitmemiş bir çalışma olmanın getirdiği bazı kararsızlıkları barındırsa da dramaturjik olarak, ortaya attığı soru(n)ları çevresinde dönen ve asal fikrinden uzaklaşmayan bir yapı sergiliyordu. Disiplinler arası çalışmaların çoğunda görülebilen en önemli sorunlardan biri olan, insan malzemesinin uzağında gereğinden fazla teknik bir fikir çevresinde dönmek ve bir süre sonra “duygusal / emotional” bir etki bırakamamak bu çalışmada görülmüyordu. Bunu sağlayan temel etken, gösterimci olarak Demircioğlu ve Çağlar’ın yakaladıkları uyumlu kimya ve ikisinin de gerçekleştirdikleri gösterim içersinde kullandıkları hareketsel ya da metinsel aygıtlar üzerlerindeki hakimiyetleriydi. Gösterimin çoğunu oluşturan ilk kısım boyunca, her defasında uzayacakları, tamamlanacakları, birbirleriyle ilişkilenecekleri düşüncesi yaratan kısa episodlar bir ilişkiyi paylaşan iki kişinin bu ilişkisine dair imgeler oluşturuyorlardı. Geniş bir masada karşılıklı oturan, masanın yarattığı mesafeyi bazen birbirlerine yakınlaşmak bazen ise birbirlerinden uzaklaşmak için kullanan ikili; bu “an”ları yaratıyor, tekrar ediyor, birbirlerine değişik şekillerde bağlamaya çabalıyorlardı. Arada bir aralarında gerçekleşen diyalogların “saçma”sı genele yayılmış boşunalığı ve acıklılığı arttırıyordu. Bir ilişkinin bittiğinde, geride kalan ortaklığın yeniden anlam kazanması umuduyla tekrar ve tekrar anımsanan, tekrar tekrar anlamlandırılan, isimlendirilen anlar tek başlarına bütünden daha fazla bir şey ifade edebiliyordu. Parçacıklar anlamlı bir bütün oluşturmak amacıyla gerçekten birleşebilir miydi?… “Bütün” mafsal anlamlılığı altında, parçalar anlamlarını kaybeder miydi ya da bir ilişkiyi bir ilişki yapan “an”lar o ilişkinin tamamının ağırlığıyla tam olarak yaşanamıyor muydu, anlamlanamıyor muydu? Demircioğlu ve Çağlar, kurdukları dünyanın içersinde bu sorulara bir yanıt vermeden soruyu görünür kılarak hareket ediyorlardı. Oyunun sorunlu kısımları ise bu yapıdan vazgeçtikleri, episodların bir “yapı” ve bir “bütün” kuracak kadar uzadığı ikinci yarısında baş gösteriyordu. Mekanın içinde süresel olarak daha çok devinen bedenler bizi bir anlama taşıyor, ilk yapıda bizde beliren tatminsizliği ve beklentiyi yok ediyordu. Oysa oyunu var eden en önemli etkenlerden biri bizde beliren bu duyguydu. Bu duygu sayesinde, bir ilişkiyi tekrar ve tekrar kurgulamaya çalışan, düğüm atmak ya da düğümlerini çözmek arasında kararsız kalan iki kişiyle özdeşleşebiliyor; onların paylaştığı sıkıntıyı birebir hissedebiliyorduk. İkilinin doğal ve insanı hatırlatan ( sahnede bir dansçı ya da bir oyuncu, bir “temsil eden” değil, var olan iki birey izliyorduk.) organik kimyaları yerine iki dansçıyı izlemeye başlıyorduk.
Sahneyi kaplayan mavi bir tozun içinde bembeyaz kıyafetlerle beliren ikili her ne kadar episodlar içersinde farklı farklı anları imgeleseler de, bölümleri ayıran karanlıklar arasında bu mavi toza daha fazla bulanmış olarak görülüyorlardı. Sanki farklı anılar hatırlasalar da aynı geniş ve mavi batağa saplanıyorlardı. Sahne mimarisi içinde böyle işe yarayan bir etken varken, bölümleri uzatmak gerekli gözükmüyordu. İçinde devindikleri “teknolojik mavi”, Derek Jarman’ın AIDS nedeniyle körleşmeye başladığı dönemde çektiği ve giderek perdeyi kapyan mavinin en sonunda filmi görünmez kıldığı “Mavi” adlı çalışmasındaki gibi karanlıktan da karanlık, bellek yitimi kadar derin bir maviyi imliyordu. Masa olarak kullanılan yükseltinin altındaki ekranda görünen ve bir bileğin açılışı ile damarların düğümlenişini gösteren video ise “şiddet” duygusunu iki iyi “sahne insanı”nın pasif şekilde zaten oluşturmaları nedeniyle gereksiz ve uzun kalıyordu. Temsilin sonunda maviye bulanmış masanın tam üzerinden çekilen ve temsil süresince masa üzerinde gerçekleşen hareketleri gerçek zamanlı çekimlerle birleştirerek gösteren video ise dramaturjik olarak çevresinde dönülen kavramları daha fazla destekliyordu. İkilinin arasındaki mesafeyi göstergeleyerek ( her ilişki bir mesafe sorunu olarak okunabilir esasında, aralığı bazen yaklaşan bazen uzaklaşan ama asla iç içe geçmeyen iki nesnenin ilintisini var eden bir doğru…) onların ilişkisi olan masa üzerinde temsil süresince gerçekleştirdikleri hareketlerin izleri o an içinde bulundukları durumun görüntüsü bölüyor, parçalıyor; “şimdi”nin şu “an”ın geçmiş “an”lar tarafından sürekli terörize edilmesine neden oluyordu. Oyun sonrasında Hegel’in “Chaosgleichgewicht / Kaos dengesi” olarak tanımladığı kavramı düşündüm. Denge, ilişkilerde o kadar da arzulanması gereken bir durum muydu? Dengeye ulaşan bir ikili, dibe çökmek üzere ağırlaşmaktan, hareketsiz kalmaktan başka ne yapabilirdi ki… Dengenin aranışı ancak bulunamayışı fakat inatla sürekli ve sürekli aranışı bir ilişkiyi var etmez miydi ? “Düğüm Teorisi” bu kadar çok metni, başka üretimi anımsatacak ancak kendi içinde de bir “metin” olabilecek bir çalışma olarak görülüyordu.